Anasayfa
Tarih Dizisi:


19. YÜZYIL ALMAN EDEBİYATINDA TÜRKLER

Selçuk ÜNLÜ
150 sayfa
ISBN: 975-8867-64-4


1789 Fransız ihtilali serpiştirdiği fikirlerle, Osmanlı İmparatorluğunda da etkisini gösterir. Milliyetçilik hareketleri alevlenir. İhtilal sonrası, Osmanlı devleti III. Selim ile Batı'ya açılması politikası takip eder. Batı dan, Doğu'ya nüfuz etmek ister. Böylece Doğu-Batı arasında hızlı bir ilişki başlar. 1839 Tanzimat fermanı Batılılar için Osmanlı topraklarına rahatça girip-çıkma imkanı verir. Fakat Batı'nın ilgisi daha ziyade İstanbul'daki azınlıklardır. Bir yandan hasta Osmanlı'nın bırakacağı mirasından pay kapmak istenirken, diğer yandan da, 1453 de Barbar (!) Türklerin eline geçen İstanbul merak edilir. Fakat İstanbul, Türklerin elinde daha da mamur hale gelmiştir.



TÜRK TASAVVUF ARAŞTIRMALARI

Yusuf KÜÇÜKDAĞ
512 sayfa
ISBN: 975-8867-56-3


Anadolu'da tasavvuf, Türkiye Selçukluları döneminde büyük bir gelişme kaydetti. Başkent Konya'ya İslâm âleminin değişik yerlerinden mutasavvıflar gelmiş, buradan ülkenin hemen her tarafına gönderdikleri temsilcileri aracılığıyla kendi görüşlerini yaymışlardır. Bu dönemde Anadolu, köy köy, kasaba kasaba ve şehir şehir, değişik görüşleri temsil eden mutasavvıflann faaliyet alanı olmuş; bunlar, Türk insanının İslâm kimliği kazanmasında önemli rol oynamışlardır. Mutasavvıflann Anadolu'daki faaliyetleri Beylikler Dönemi'nde de sürmüş; özellikle Osmanlı Devleti'nin kuruluşunda etkili olmuşlardır.

Osmanlı Devleti, XV. yüzyılın sonlarına kadar birkaç marjinal grup dışında tasavvufun hemen her koluna değer vermiş, yeni fethedilen topraklarda mutasavvıfların yapılanmasını teşvik etmiştir. XV. yüzyılın ikinci yansında, günümüzde Alevîlik olarak bilinen Safevîliğin tarikat olarak ortaya çıkması ve Safevî hanedanının devlet kurması için bu tarikatın halifelerinin Osmanlılar aleyhine bu devletin sınırları içinde faaliyetlerde bulunması yüzünden tüm tasavvufî hareketler kontrol altına alınmaya çalışılmış; Osmanlı Devleti, medrese eğitimini öne çıkararak tarikatların faaliyet alanını sınırlama yönüne gitmiştir. Bu durum, tasavvufun duraklama dönemine girmesine neden olmuş; tarikatların büyük çoğunluğu zamanla eski önemlerini ve itibarlarını yitirmişlerdir. Bununla birlikte çok sayıda tarikat, Cumhuriyet Dönemi'ne kadar tekke ve zaviyelerde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.



SİYAH ÖFKE - ORTAÇAĞ İSLÂM DÜNYASINDA ZENCİ KÖLELERİN İSYANI

Mustafa DEMİRCİ
300 sayfa
ISBN: 975-8867-41-5


Ortalama tarih bilgisine sahip pek çok insan, Roma İmparatorluğu'na karşı Spartaküs önderliğinde M.Ö. 74-71 yıllarında başkaldıran Romalı kölelerin isyanından haberdardır. Ama pek çok tarihçi, Aşağı Mezopotamya'nın bataklıkları içinde çalıştırılan zenci kölelerin M.S. 869-883 yılları arasında Abbasilere karşı isyanının ismini bile duymamıştır. Basralı büyük toprak sahipleri tarafından bataklığın ortasındaki güherçile ocaklarında şekerkamışı ve pirinç tarlalarında çalıştırılmak için Doğu Afrika'dan (Zengibar, Mozambik, Mogadişu, Nubya ve Madagaskar) getirilen zenci köleler, 5000-10000 kişilik gruplar halinde çok ağır şartlar altında çalıştırılıyorlardı. Hz. Ali soyundan olduğunu iddia eden Ali b, Muhammed adında bir kişi bu kölelere özgürlük ve efendilerinin topraklarını vaat ederek onların 869 yılında Basra yakınlarındaki bataklık bölgede isyan etmelerini sağlamıştır, isyana katılan toplam köle sayısı 300 bin civarındaydı. İsyancılar, büyük bir zenginlik içinde yaşayan Basra, Übülle, Sîraf, Ehfaz, ve Abbadan gibi şehirleri tahrip edip binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Fırat ve Dicle'den açılan balta girmemiş ormanların ve sazlıklarla kaplı bataklığın ortasına kurdukları "Muhtara" adlı başkentlerinden gönderdikleri ordularla Abbasi ordularını pek çok defa bozguna uğrattılar. Hatta başkent Bağdat yakınlarına kadar ilerlediler. Basra, Übülle, Ehvaz'ı 15 yıl boyunca ellerinde tuttular, buralardan vergi toplayıp bu bölgelere idareciler atadılar.

Zorlu bir mücadeleden sonra isyanın merkezi "Muhtara" ele geçirilerek komutanlar esir edilmiş ve Zenci lideri Ali b, Muhammed de öldürülmüştü. İsyanın bilançosu gerçektende çok ağırdı. Ölen insan sayısını bazı tarihçiler 500 bin ile 2,5 milyon olarak tahmin etmektedirler, isyanın mali ve askeri ağırlığı Abbasileri parçalamış, güneydeki ticaret ve tarım zengini şehirler bir daha eski ihtişamını kazanamamıştır. Bu şiddet ortamı Karmatileri ve İsmailileri tetiklemiştir.



ESKİÇAĞDA TÜRKLER

Ekrem MEMİŞ
248 sayfa
ISBN: 975-8156-62-4


Hemen hemen herkes en eski Türk kavmini Hunlar olduğunu zanneder. Çünkü bugüne kadar okuduğu kitaplarda böyle yazmaktadır. Ama bunu doğru olmadığın, bu kitabı okuduğu zaman anlayacaktır. Ve yine hemen hemen herkes, tarihte Türk adını taşıyan ilk devletimizin Göktürk devleti olduğundan adı gibi emindir. Fakat bu bilgininde doğru olmadığını görmek için bu kitabın okunması gerekecektir.

Büyük çoğunluğumuz, hatta tarihçilerimizin azımsanmayacak bir bölümü, Türkler'in Anadolu'daki tarihlerin 26 Ağustos 1071'de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra başladığı husussunda hemfikirdirler.



ESKİÇAĞ TÜRKİYE TARİHİ

Prof. Dr. Ekrem MEMİŞ
320 sayfa
ISBN: 975-8156-22-5


Haritaya bir göz atacak olursak, Anadolu'nun Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları tarafından çevrelendiğini ve Asya ile Avrupa kıtaları arasında da bir köprü vazifesi yüklendiğini görürüz. Bu köprü; güneydoğudan Mezopotamya ve Mısır gibi "Eski Doğu" medeniyetleri, batıdan ise Akdeniz medeniyetlerinin oluşturduğu "Eski Batı" dünyaları tarafından çevrilmektedir. Bu durum, Anadolu'ya bir kültür aracılığı görevi vermiş gibidir.

Gerçekten, tarihin en eski devirlerinden itibaren Anadolu, doğudan ve batıdan birçok kavmin istilâsına maruz kalmış, pek çok medeniyete beşiklik etmiştir. Bu yüzdendir ki Anadolu, Doğu ve Batı kültür unsurlarının iç içe karışıp kaynaştığı bir bölge durumuna gelmiştir. Nitekim daha M.Ö. 3. binyıldan itibaren değişik kökenli birçok kavmin bir arada yaşaması ve bunun asırlarca devam etmiş olması, bunun en güzel ifadesidir.



ESKİÇAĞ TARİHİNDE DOĞU-BATI MÜCADELESİ

Prof. Dr. Ekrem MEMİŞ
144 sayfa
ISBN: 975-8156-23-3


Bugün bile bütün hızıyla devam etmekte olan Doğu-Batı mücadelesinin kökleri, binlerce yıl öncesine dayanmaktadır. Günümüzde olduğu gibi, geçmişte de gerek Doğu'yu gerekse Batı'yı temsil eden her devlet, güçlenip yayılma arzusunu taşıyordu. Hatta bazı devletler, birer dünya imparatorluğu vücuda getirebilmek için vargücüyleriyle mücadele etmişlerdir.

Şunu da hemen belirtelim ki, dünya savaşları, sadece çağımızın savaşları değildir.



TÜRK KÜLTÜR TARİHİ

Ekrem MEMİŞ
328 sayfa
ISBN: 975-8156-92-6


Şunu özellikle hatırlatmak isteriz ki, günümüz dünyasında hemen hemen hiçbir millet, orijinini tam olarak koruyabilmiş değildir. Bu durum, elbetteki Türk milleti için de geçerlidir. Peki o zaman biz kime Türk diyeceğiz? Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatürk, 10. yıl Nutku'nda bu sorunun cevabını: "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!" demek suretiyle vermiştir. 
Gerçekten, "Türk" kavramının yeniden tarih sahnesine çıkmasında baş rolü oynayan Atatürk, "Türk"ü hiçbir zaman kesin çizgilerle tarif etmemiş, ona açık ve kesin bir kimlik vermemiştir.



TROYA VE TROYALILAR TROYALILAR TÜRK MÜDÜR?

Prof. Dr. Ekrem MEMİŞ
192 sayfa
ISBN: 975-8867-25-3


Tarihin ilk boğazlar savaşı olarak kabul edilen Troya Savaşları, aynı zamanda tarihte Doğu ve Batı dünyalarını karşı karşıya getiren ilk büyük mücadeledir. Diğer bir deyişle, Troya Savaşları, Eskiçağın Birinci Dünya Savaşıdır. Neydi bu savaşın gerçek nedeni? Troya prensi çıplak Paris, Sparta Kralı Menelaos'un karısı güzel Helene'yi kaçırdı diye mi kopmuştu kıyamet? Yoksa işin içinde başka şeyler mi vardı. Batı dünyasını temsil eden Akalar, gerçekte kimlerdi? Bugünün Yunanlıları ve herhangi bir bağlantıları var mıydı? Hitit çivi yazılı metinlerinde zikredilen Ahyavalılar ile Homeros destanlarındaki Akalar aynı kavim miydi? Bütün bunlar bir yana, Troyalılar Türk müydü? Neden Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk Troyalıları bizden saymışlardı? Gerçekten, bizler Troyalılar'ın torunları mıyız? İşte bütün bu soruların cevabını elinizdeki kitapta bulacaksınız.



TARİH METODOLOJİSİ

Ekrem MEMİŞ
208 sayfa
ISBN: 975-8867-26-1


Her şeyin, her işin bir metodu vardır. Metod, doğruya ulaşmak için takip edilen yoldur. Bu yol, uzun ya da kısa olabilir. Önemli olan; doğruyu, gerçeği bulmaktır. Tarih ilminin de kendine has bir metodu vardı. Bu metodun yegâna amacı, en doğru yoldan, en doğru şekilde, en doğruya ulaşmaktır. Ancak, en doğru yoldan, en doğru şekilde, en doğruya ulaşabilmek için, bir takım teknikerli bilmek lazımdır.

Şimdiye kadar, Türkiye'de yazılan ve okutulan Tarih Metodu ile ilgili kitaplarda, bol bol teorik bilgilere yer verilmiştir. Hâlbuki teorik bilgileri, nasıl olsa belli bir zaman geçtikten sonra unutulacaktır. Önemli olan, bu bilgileri uygulamaya koyabilmektir.



İSKİTLERİN TARİHİ

Ekrem MEMİŞ
136 sayfa
ISBN: 975-8867-40-7


İskitler'in kökeni ile ilgili olarak, bugüne kadar pekçok görüş ortaya atılmıştır. Bazı bilim adamları onları Hint-Avrupa orijinli ve hatta İranî olarak kabul ederken, bir kısım bilim adamları da Slav orijinli olduklarını iddia etmişlerdir. İskitler'in Ural-Altay kökenli olduklarını savunanlar da az değildir.

İskitler'in Güney Rusya'ya Çin sınırlarından gelmiş olmaları, ata ve biniciliğe verdikleri büyük önem, son derece savaşçı ve mücadeleci bir ruha sahip oldukları, ölü gömme adetleri gelenek ve göreneklerine bağlılıkları, savaşlarda uyguladıkları taktikler, onların Türk olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar bir yana, İskitler'e ait olduğu kabul edilen Eşik Kurganı'ndan çıkarılmış yazıların dilinden Türkçe olması ve bu yazının Göktürk'ler zamanında Orhun Kitabeleri'nin yazımında da kullanılmış olabileceği fikri gittikçe kuvvet kazanmaktadır.



YENİ VE YAKIN ÇAĞDA TÜRK DÜNYASI

Ekrem MEMİŞ - Nuri KÖSTÜKLÜ
312 sayfa
ISBN: 975-8156-18-7


Bilindiği üzere Türkler, dünya tarihinin köklü milletlerinden birdir. Tarihleri boyunca, değişik adlarla anılan yüzlerce devlet kurmuşlar, büyük medeniyetler meydana getirmişledir.

Ancak özellikle belirtmek gerekir ki, dünyanın fethinin kendilerine ülkü edinen Türkler, bunun doğal bir neticesi olarak, geniş bir coğrafyaya yayılmışlardır. İşte bu yüzdendir ki, onların tarihini tetkik etmek, kolay bir iş değildir. Türk tarihinin tetkik edilerek, yeniden gözler önüne serilebilmesi amacıyla bugüne kadar pek çok çalışma yapılmıştır. Türk tarihinin araştırılmasında, yerli ve yabancı yüzlerce ilim adamının emeği vardır. Buna rağmen Türk tarihinin araştırılmasında, yerli ve yabancı yüzlerce ilim adamının emeği vardı. Buna rağmen Türk tarihinin, her yönüyle ve doğru olarak gözler önüne serilebilmesi için daha uzun yıllara ihtiyaç vardır.



KAZIM KARABEKİR VE EĞİTİM

Nuri KÖSTÜKLÜ
304 sayfa
ISBN: 975-8156-43-8


I. Dünya Savaşı sırasında Ruslarla işbirliği yapan Ermeniler'in geride bıraktığı bir sosyal facia vardır. Doğu Anadolu'da Ermeni zulmü sonucu yetim, öksüz ve bakıma muhtaç binlerce Türk çocuğunun dramı yaşanmaktadır. Bu dram destanlara kadar yansımış idi. İşte Karabekir, bir komutan olarak bir elinde kılıç Doğu Anadolu'daki askeri harekâtı yönetirken, bir elinde kalem tutabilmek ve fakirliğe karşı insanın eğitim ve kültür durumunu yükseltmenin ve Ermeni katliamları sonucu solmuş ve karamsarlığa itilmiş binlerce yüzü güldürmenin ve hayata bağlamanın endişesi ve heyecanı içinde olagelmiştir.



VATAN SAVUNMASINDA MEVLEVİHANELER

Nuri KÖSTÜKLÜ
272 sayfa
ISBN: 975-8867-29-6


Bu araştırmada, "10 Yıl Savaş" olarak da adlandırılan Balkan Savaşlarından Millî Mücadele'ye, Türk tarihinin fevkalâde kritik gelişmelerini ihtiva eden bir "nefs-i müdafââ" döneminin arşivlerin tozlu raflarında kalmış bilinmeyen bazı gerçeklerinin ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Şüphesiz bu kritik dönemde, bazı gayr-i millî gelişmeler ve problemler yaşanmakla birlikte, toplumun önemli bir bölümü karınca kararınca vatan savunmasında yerini aldı. Fakat ne yazık ki, böyle bir millî refleksin siyasî, sosyal ve kültürel boyutlarıyla yeterince analizinin yapıldığı söylenemez.



BOĞAZKÖY VE UGARİT ÇİVİ YAZILI BELGELERİNE GÖRE HİTİT DEVLETİNİN SİYASİ ANTLAŞMA METİNLERİ

Güngör KARAUĞUZ
280 sayfa
ISBN: 975-8156-50-0


Hititler dünyadaki siyasal ilişkiler konusunda büyük bir kaynak olan Hitit antlaşma metinlerinin, pek çok dünya dillerine çevrilmesine karşılık, şimdiye kadar Türkçe'ye kazandırılmaması büyük bir kayıptı.

Titiz bir şekilde çevirisi yapılmış olan bu antlaşma metinlerinin Türk hititologlarına, eski devletler arası hukuk ile ilgilenenlere ve bu konuda araştırma yapacaklara bir kaynak olacağı kanısındayım.



HİTİT MİTOLOJİSİ

Güngör KARAUĞUZ
224 sayfa
ISBN: 975-8156-33-0


[Merhemli rahip Kella] (şöyle) söyledi: (Başta) yılan Illu [ianka Fırtına Tanrısı'nı] yendi ve [onun kalbini ve gözlerini] çıkardı ve Fırtına Tanrısı [ondan korktu(?)] Böylece O, fakir bir adamın kız çocuğunu karısı olarak aldı ve oğlu oldu. (Çocuk) büyüdüğünde, O yılan Illuianka'nın çocuğunu karısı olarak aldı.

Fırtına Tanrısı ona sürekli olarak şöyle emreder: "Karını evine (yaşamaya) gittiğinde (başlık parası olarak) kalbi (mi) ve gözleri (mi) onlardan iste." O gittiğinde, O onlardan kalbi istedi. Ve onlar ona (onu)verdi. Sonradan O, gözleri onlardan istedi. Ve onlar onları da (ona) verdi. O babası Fırtına Tanrısı'na onları götürdü. Ve Fırtına Tanrısı kalbi(ni) ve gözleri (ni) geri aldı.



ESKİÇAĞ KALELERİ

Güngör KARAUĞUZ - Halil İbrahim KUNT
168 sayfa
ISBN: 975-8867-15-6


Batı'da Beyşehir ve Akşehir ve Doğu'da Melendiz Dağları, kuzeyde Tuz Gölü ile sınırlanan Orta Anadolu'nun Güney kesimi olarak adlandırılan bölgede M. Özsait, S. Omura ve H. Bahar tarafından yüzey araşıtırmaları yapılmaktadır. Bu amaçla kalelerin bulunduğu yere gidip ölçüler aldık. Bu ölçüleri alırken kale surlarının çevrelediği tepenin en yüksek kısmını mihenk noktası olarak belirledik.



LYKAONİA BÖLGESİ KAYA MEZARLARI

Güngör KARAUĞUZ - Halil İbrahim KUNT - Osman DOĞANAY
152 sayfa
ISBN: 975-8867-32-6


Lykaonia Bölgesi Anadolunun merkezinde bulunmasından dolayı kültürlerin yoğun olarak görüldüğü ve yaşandığı bir bölge olmuştur. Buradan hareketle Lykaonia Bölgesi kaya mezar geleneğindeki kültürel ve sanatsal alaşımlar doğa ve insan tahribatıyla yok olamanın eşiğine gelen Küçük Muhsine Kaya Mezarlarından yola çıkılarak tespit edilmeye çalışılacaktır.

Şüphesiz bir bölgenin kaya mezar geleneği o bölgenin tek bir kesimindeki mezarlarına indirgenerek tespit edilemez. Ancak böyle bir çalışmanın, sonraki çalışmalara temel olacağı süphesizdir.



M.Ö. II. BİNDE ORTA ANADOLUNUN GÜNEY KESİMİ

Güngör KARAUĞUZ
320 sayfa
ISBN: 975-8867-33-4


Hatti Ülkesi kralı, kahraman Büyük Kral Tuthaliia'nın neslinden; Hatti Ülkesi kralı, kahraman Büyük Kral Šuppiluliuma'nın torununun oğlu; Hatti Ülkesi kralı, kahraman Büyük Kral Muršili'nin torunu; Hatti Ülkesi kralı, kahraman Büyük Kral Hattušili'nin oğlu; Hatti Ülkesi kralı, kahraman Büyük Kral Tabarna Tuthaliia şöyle der: "Babam Hattušili, Muwattalli'nin oğlu Urhi-Tešup'a karşı savaştığında ve onu krallıktan indirdiğinde, Kurunta herhangi bir suç işlememişti. Ancak Hatti halkı suç işlemişti. Eskiden kral Muwattalli, babam Hattušili'ye, Kurunta'yı büyütmek için emanet vermişti. Ve eskiden babam onu sürekli yükseltti.



BALKANLAR VE TÜRKLER

Gürbüz BAHADIR
272 sayfa
ISBN: 975-8156-66-7


Hangimiz, içini anılarla doldurduğumuz bir evin yıkımından sonra, zihnimizde de yeller estirebiliriz onun yerinde?

Bu eve, bitişiğindeki arsada top koşturduğumuz komşu bir ev bile olsa, nasıl söküp atabiliriz onu geçmişimizden?

İçine çocukluğumuzun sızdığı, büyüyerek dışına aktığımız; fakat, sırlarımızdan tutun da kendimize özel ne varsa, gelip tekrar yerine bulmak arzusuyla her şeyimizi içinde bıraktığımız bu evin, en küçük ayrıntılarını bile cömertçe önümüze seren fotoğraflarıyla karşılaştığımızda neler hissedeceksek, aynı hisleri duymanın keyfine varacağız, bu kitabı okuyarak. Belki hüzünden çıkacağız yola. Hoşgörü dağlarına tırmanacağız. Gururun kapısına varacağız yorgun argın. Özleme yaslanıp, elimizle yüzümüzü gölgelediğimizde ufka bakmak için, Balkanlar'ı bulacağız karşımızda kanı durmayan, acıları dinlemeyen bir türlü değişmeyen girift coğrafyayı bulacağız.



IRAK SELÇUKLULARI

Hüseyin KAYHAN
368 sayfa
ISBN: 975-8156-29-2


Selçuklular dönemim, Türklerin Ortadoğu'daki hâkimiyetlerinin perçinlendiği, oldukça uzun ve karışık mücadelelerini yaşandığı bir zaman dilimidir. Burada yaşayan çeşitli din ve kültürlerden insanları yüzyıllarca bir arada, mutlu ve müreffeh bir şekilde yaşatmak, kendilerinden sonra gelecek diğer Türk devletlerine temel olmak, örnek teşkil etmek şüphesiz kolay olmamıştır.

Selçuklu hükümdarları saltanatları boyunca bunun için mücadele etmişlerdir ki, başarıyı sonuçta parlak bir tarih ortaya çıkmıştır.



MUSUL MESELESİ TARİHİ

Durmuş YILMAZ
232 sayfa
ISBN: 975-8156-81-0


Anadolu'dan yıllar önce Türk ve Müslüman kimliği kazanmış olan Musul, Kerkük, Erbil ve Süleymaniye bölgeleri, yaklaşık olarak on asır bu kimliklerini, bazen müstakil beylikler halinde, bazen de Selçuklu ve Osmanlı devletlerine bağlı olarak korumuşlar ve devam ettirmişlerdir. 1918 yılı sonlarında ise bölge İngilizler tarafından ateşkes anlaşmasına rağmen işgal edilmiştir. İşte bu çalışma Musul'un haksız işgali ve sonuçlarını ortaya koymak, bu haksızlık karşısında gerekse TBMM'nde dile getirilen duygu ve düşüncelerin hafızalarda bir kere daha tazelenmesini sağlamak amacıyla hazırlanmıştır.



OSMANLININ SON YÜZYILI

Durmuş YILMAZ
336 sayfa
ISBN: 975-8156-36-5


Cumhuriyet dönemi yeniliklerinin, Osmanlı'nın son yüz yılı içindeki köklerini bulmak ve tarihin sürekliliği anlayışı içinde, Tanzimat'tan, hatta daha öncesinden başlayarak hiç duraksamadan devam eden "yenilik ve ıslahat" hareketlerinin 1920'lere gelindiğinde fevkalade bir birikim meydana getirmiş olduğunu ortaya koymak ve Cumhuriyet ile birlikte de bu birikimin, çağın dâhilerinin başında gelen Mustafa Kemal ve ileri görüşlü devlet adamalarımız tarafından bir sistem olarak ülke ve millet hayatına egemen kılındığını göstermek amacındaki bu eser, hasasında yazılmış diğer eserlerden dile getirilmiş gerçeklere yeni ve mütevazı bir yorum getiriyor.



PONTOSÇU FAALİYETLER

Nuri YAZICI
224 sayfa
ISBN: 975-8156-80-2


I. Dünya Savaşı ve İstiklal Savaşı sırasında Türkiye'nin bütünlüğüne ve Türk Milletinin bağımsızlığına yönelen tehlikeler arasında Pontosçuluk hareketi, gerek diplomatik alanda gerekse Canik'teki ayaklanma ve çete faaliyetleriyle Yunan siyasi emellerine hizmet etmiştir. Zaman zaman genişleyerek tehlikeler yaratan bu isyan hareketi ve Pontos Hükümeti hayali, Büyük Türk Zaferi ile söndürülmüş, tarihe adi şekavet olaylarından biri olarak geçip kaybolmuştur. Böylece Mustafa Kemal Atatürk'ün "Geldikleri gibi giderler" sözündeki gerçek bir müddet sonra Canik'te de aynen cereyan etmiştir.



SELÇUKLULAR VE KAFKASYA

Yaşar BEDİRHAN
448 sayfa
ISBN: 975-8156-20-9


Hiçbir millet kurmuş olduğu medeniyeti, yalnızca kendi siyasi ve coğrafi hudutları içerisinde yaşatmak istemez. Her topluluğun mukadderatında, mevcut ve gelecek milletlerin nam ve hesabına deruhte edilmiş bir hisse vardır. Selçuklu sultanları için, insanlığın eski medeniyet merkezlerinden biri olan Kafkasların Türklüğe açılması, gelişi ve maksatsız bir istilacılık hareketi değildi. Belki iyi planlanmış ve hesap edilmiş bir milli dini planın kutsiyet ve cihat damgası taşıyan şuurlu neticesiydi. Onun içindir ki, İmparatorluğun ilk büyük sultanları Orta Asya'dan akan Müslüman Oğuz Boylarını, bazen büyük kumandanlar idaresinde bazen de bizzat kendi komutaları altında, Kafkasları ele geçirmek için yönlendirmişlerdir.



COĞRAFİ KEŞİFLER VE EKONOMİLER

A. Mesud KÜÇÜKKALAY
400 sayfa
ISBN: 975-8156-38-1


Dünya tarihinde ulusların ve medeniyetlerin egemen bir güç olarak yükseliş ve gerileyiş öyküleri, onların bu mücadeleye girme nedenleri her ne olursa olsun, pek çok değişik faktörün harekete geçirici etkisi tarafından örgütlenmektedir. Nüfus, ulaşım teknikleri, ekonomik zenginlik arayışı ve dini inancın yayılması gibi sosyal kondisyonların gelişimi sonucunda birbiri ile yüz yüze gelen medeniyetler, aynı zamanda bu karşılaşmada ortaya çıkan medeniyetler çatışmasında üstünlük sağlamak için de çaba göstermişlerdir.



ORTAÇAĞ TARİHİ

Yaşar BEDİRHAN
424 sayfa
ISBN: 975-8867-03-2


Ortaçağ denilince aklımıza ilk gelen karanlıklar çağıdır. Bununla, Batı'nın yaşamış olduğu belli bir dönemi kastediyorsak bir ölçüde doğru değerlendirmiş oluruz. Hele karanlık, Doğu'daki Ortaçağ için asla söz konusu olamaz. Ortaçağ'da Asya uygarlıkları Rönesans devirlerini yaşarlar. Öte yanda İslamiyet'in doğuşu ile insanlık tarihini göz kamaştırıcı olaylarından birine şahit oluruz. Bununla birlikte VII. Yüzyıldan başlayarak İslam uygarlığının doğuşu ve yayılışı, Türk milletini bu uygarlığının doğuşu ve yayılışı, Türk Milletinin bu uygarlık içine dahil olması ve pek çok geniş coğrafi sahalarda büyük medeniyetler ve imparatorluklar vücuda getirmesi insanlık tarihinin altın harflerle kaydettiği bir devirdir.



ERMENEK VE YAKIN ÇEVRESİNDEKİ ANTİK YERLEŞİM BİRİMLERİ

Osman DOĞANÇAY
346 sayfa
ISBN: 975-8867-57-1


Bu kitap, günümüzde Mersin ili Mut ilçesi yakınlarındaki Adrassos (Balabolu) antik kenti ile Konya ili Hadim İlçesi Bolat Kasabası Astra (Tamaşalık) ontik kenti arasında kalan bugünkü Karaman İli Ermenek İlçesi ve yakın çevresindeki kalıntılar sahasını içermektedir. Bu çalışma ile antik dönemde isauria Bölgesi sınırları içerisinde değerlendirilen bu sahadaki irili ufaklı antik yerleşim birimlerindeki toprak üstü arkeolojik materyaller kısaca tanıtılmıştır. Bir katalog şeklindeki bu çalışma ile bölgede ilerleyen dönemlerde yapılacak daha detaylı çalışmalara ivme kazandırmayı amaçladık.



TAŞRA VE GEZGİN

Zeki OĞUZ
171 sayfa
ISBN: 975-8867-55-5


"Türk kültürünün temelinde göçerlik, yaylacılık var. Ta orta Asya yıllarına dayanıyor bu Anadolu'ya gelince bir kısmı yerleşik duruma geçmiş, bir kısmı ise göçerliği hala sürdürüyor. Hatta Anadolu'ya gelir gelme; yerleşik duruma geçmiş ama bir yanıyla göçerliği sürdüren dağ köylerimiz var. Kendilerine Yörük demeseler bile geleneklerini hala sürdürüyor bu köylüler; Temel geçim kaynağı hayvancılık olan bu köylüler yoğun kış olmadığı surece mallarına kış ağıllarında bakıyor, kuzular, oğlaklar burada doğup büyüyor, Hıdrellezden sonra sıcaklar artmaya başlayınca daha yükseklerde bulunan yaylalara göçüyorlar Eylül sonuna doğru havalar soğumaya başlayınca, yaylada alınan kayıtlar köyü götürülüyor. Güz seçimi ve koç katımından sonra sürü kış ağılına geri getiriliyor.

ilkbahar yelleri esmeye başlayınca bizim keçiler dağlara doğru meleşmeye başlar" diyor, yaşlı bir Yörük Damarlarımıza işlemiş öyle köklü geleneklerimiz var ki hiç malı olmayan bile bahar ayları gelince yaylaya göçmek istiyor, yayla, onlar için özgürlüğün, yaşamlarındaki bütün güzelliklerin simgesi oluyor."



TOPRAK VE GELENEK: KONYA DAĞ KÖYLERİ

Zeki OĞUZ
141 sayfa
ISBN: 975-8867-54-7


"Şubat ortalarından itibaren işler artmaya başlar Koyun keçi gibi küçükbaş hayvanlar varsa kurulamaya başlarlar. Nisanda bahçe, bağ işleri çıkar. Mandalların hazırlanması, bağların bellenmesi gerekir. Yayla zamanı yayladaki bütün işler kadının üzerindedir. Malların sağımı, yağ, peynir yapma, kuzuları emiştirme, çocuk yoksa kurulan otlatma kadına düşer Bazı kadınlar eve ek gelir temin etmek için yaylaya ıstar kurarak kılım, yolluk, heybe gibi şeyler dokuyarak hem ev ihtiyaçlarını temin eder hem de eve katkıda bulunurlar. Özellikle konargöçer Yörük obaları Toroslarda yaylaya çıktıklarında ıstarlarım mutlaka kurarlar ve günlük işlen bitince ıstarın başına otururlar. Taşkent ile Sevne arasındaki tepelerde gördüğüm bir Yörük anası ile kızı sabah ve akşam serinliğinde ekin işliyorlar, öğle sıcağında, bir yaban armudunun altına kurdukları ıstarda kilim dokuyorlardı."

"Beldelerimizde insan yüzleri hep sıcak, hep konuksever sıcacık bir merhabanız gönül kapılarını açıveriyor. Onlarla birlikteyken ne yüzünüzü buruşturun ne ikramlarını gen çevirin çünkü o güzelim yürüklerim incitirsiniz."
Felsefe | İletişimbilim | Tarih | Kaynak Kitaplar | Eğitimbilim | Edebiyat | Bilim Toplum Siyaset | Katalog | Hakkımızda | İletişim